Engelli Emekliliğinde Yaşar Yaşamaz Çelişkisi

Engelli Emeklilikte Bir Yaşar Yaşamaz Hikayesi
Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanını okuyan herkes, Yaşar Yaşamaz devlet kayıtları karşısındaki tuhaf durumunu hatırlar. Yaşar Yaşamaz’ın nüfus kaydı olmadığından devlete karşı borçlarında hayatta gözüken Yaşar; alacaklı tarafta olunca ölü sayılır. Aziz Nesin roman boyunca okuru güldürürken sağlam bürokrasi eleştirisi sunar. Aziz Nesin’in kalemi hep böyle değil midir; güldürür, düşündürür ve sıkı bir eleştiriyle halimizi bizlere tekrar tekrar anlatır.
Bugün engelli emeklilik konusunda engelliler Yaşar Yaşamaz’ın sendromuna benzer bir durum yaşıyor.
15 Ocak 2025’de yürürlüğe giren 7358 sayılı yasayla 40 yıldan fazladır uygulanan Vergi İndirimli Emeklilik uygulaması kaldırıldı. 2008 öncesi işe girişli engelliler engel oranlarına dayalı değerlendirmeyle emekli olurken, yeni yasada çalışma gücü kaybı üzerinden değerlendirilmeye tabi oldular.
Bir kişi doğuştan engelli ise, sağlık raporlarında engelliliği belgelenmiştir. Eğitim hayatında engelli olarak değerlendirilmiştir. Çalışma hayatına girdiğinde engelli çalışan olarak kayıt altına alınmıştır. İşyerinde engelli kadrosunda çalışmış, engellilere yönelik hak ve düzenlemelerden yararlanmıştır.
Fakat emeklilik zamanı geldiğinde aynı kişiye farklı bir ölçütle bakılmaya başlandı.
Artık yalnızca kişinin engellilik durumu değil, çalışma gücü kaybı üzerinden bir değerlendirme yapılmakta. Doğuştan engelli, okulda engelli, işe girerken, çalışırken, trafikte, hayatın her aşamasında engelli iken, emeklilik zamanın gelince engelli olarak değil çalışma gücüne göre değerlendiriliyor.
Buradaki mesele, çalışma gücü kaybının hiçbir şekilde değerlendirilmemesi gerektiği değildir. Asıl mesele, kişinin hayatının farklı dönemlerinde kabul edilen engellilik durumunun emeklilik hakkı bakımından neden aynı anlamı taşımadığıdır.
Çünkü ortada değişmeyen bir insan vardır.
Değişmeyen bir sağlık durumu vardır.
Değişmeyen bir engellilik vardır.
Ama emeklilik kapısına gelindiğinde değerlendirme ölçütü değişmektedir.
İşte tam burada Aziz Nesin’in Yaşar Yaşamaz’ı akla geliyor.
Engellisin. Ama emeklilik bakımından engelli sayılamazsın.
Burada tartışılması gereken yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği değildir.
Sosyal güvenlik hukukunda yalnızca bugünün kuralı değil; hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve kişilerin geleceğini mevcut kurallara göre planlayabilmesi de önem taşır.
Bir insan çalışma hayatına başladığında hangi şartlarla emekli olacağını bilerek yıllarca prim öder. Hayatını buna göre planlar. Yıllar sonra kurallar değiştiğinde ise ortaya yalnızca yeni bir değerlendirme yöntemi değil, aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı sorusu çıkar.
Yaşar Yaşamaz’ın hikâyesinde sorun, insanın kendisiyle ilgili gerçeğin kayıtlarda değişmesiydi.
Engelli emekliliği tartışmasında aynı olmasa da benzer bir durum yaşanıyor; Çalışırken engelli emekli olmaya gelince değil!
İnsan aynı insan olduğu halde, emeklilik hakkı bakımından neden farklı bir değerlendirmeye tabi tutuluyor? Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerden alınan sağlık raporlarında örneğin %40 engelli oranına sahip engelli, 18-20 yıl çalışıp emekli olmak için SGK’ya başvurduğunda ‘çalışma gücü kaybı’ kriterine göre değerlendiriliyor. Yani ‘Yaşar Yaşamaz’ engelli olarak çalışıyor ama engelli olarak emekli olamıyor.
Mesele yalnızca bir emeklilik hesabı değildir. İnsanın hayatı boyunca taşıdığı engelliliğin hukuk karşısında hangi noktada ve hangi ölçütle tanındığıdır.
Ve insan ister istemez Aziz Nesin’in o unutulmaz sorusunu hatırlıyor:
Yaşar mı, yaşamaz mı?
Bugün bazı engelliler açısından sorunun yeni biçimi ise şu:
Engelli mi, değil mi?
Peki ne yapılmalı? 1 Ekim 2008 öncesi sigortalılar için mevcut hakların korunmalı. Haklı beklenti sahibi veya emekliliğine kısa süre kalmış bireylerin haklarının kaybetmemeleri için yasal düzenleme yapılmalı. Kontrol muayenelerinde sürelerin gözden geçirilmesi ve kazanılmış haklar için güvence sağlanmalıdır.
Sonuçta mesele yalnızca bir emeklilik hesabı değildir. Türkiye’de yıllardır uygulanan engelli emekliliği düzenlemeleri, binlerce insanın çalışma ve gelecek planlarının bir parçası olmuştur. Engelli emekliliği bir lütuf değil, yıllarca ödenen primlerin ve çalışma hayatının karşılığı olan bir sosyal güvenlik hakkıdır. Bu nedenle geçmişteki uygulamalara güvenerek hayatını planlayanların hakları korunmalıdır. Çünkü devletin koyduğu kurallara güvenerek bir ömür çalışan insan, emeklilik kapısına geldiğinde kendi hikâyesinde Yaşar Yaşamaz’a dönüşmemelidir.